İçeriğe geç

Robin Kürtçe mi ?

Robin Kürtçe Mi?

Bazen en basit sorular bile, insanın iç dünyasında büyük bir yankı uyandırabilir. Robin Kürtçe mi? diye sormak, belki de sıradan bir soru gibi görünebilir. Ama benim için bu soru, yıllar boyu içinde biriktirdiğim duyguları, kimlik arayışlarını, umutları ve hayal kırıklıklarını bir arada taşıyor. O yüzden bu yazıyı, belki de sadece başkalarına değil, kendi içimdeki Robin’i bulabilmek için yazıyorum.

Robin ve Ben: İlk Tanışma

Kayseri’nin soğuk bir kış günüydü. Kar, şehri usulca örtüyordu, ama her şeyin daha sessiz, daha sakin olduğu o anlarda, kalbimde bir heyecan vardı. O zamanlar hala üniversiteye yeni başlamıştım ve yeni insanlarla tanışmanın verdiği o karmaşık duyguyu yaşıyordum. Robin, sınıfın yeni öğrencisiydi; çok güleryüzlüydü, bir o kadar da huzur vericiydi. İlk gördüğümde, garip bir şekilde onunla bir bağ kuracağımı hissetmiştim. Sesindeki tınıda, gözlerindeki bakışta, bana tanıdık bir şeyler vardı. Ama neydi bu? Bir iz, bir duygu, bir şey…

Zamanla, Robin’le daha yakınlaşmaya başladım. Her ikimiz de aynı dersleri alıyorduk, günler geçtikçe birbirimize daha fazla vakit ayırdık. O, bir Türk’tü; ben, Kayseri’nin sıradan bir genci, geçmişi ve kültürüyle fazlasıyla iç içe bir insandım. Ama bir gün, ona rastladım ve cevapsız bir soru sormaya karar verdim. “Robin, sen Kürtçe biliyor musun?” diye sordum. Bu soruyu sorduktan sonra, içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim, çünkü aslında bu soruyu sorarken bir yandan da cevap almak istemediğimi fark ettim. Robin, sadece bir insan olmamalıydı, sanki onun bir kimliği, bir aidiyeti vardı ve o aidiyeti bir şekilde açığa çıkarmak, anlamak, onun kim olduğunu bulmak istiyordum.

Heyecan ve Korku Arasında

Robin’in cevabını beklerken bir anlığına kendime baktım. Neden bu kadar önem veriyordum ki? Belki de bu soruyu ona sormamın nedeni, Kayseri’de büyümüş olmamdı. Küçüklüğümde, etrafımda hep aynı türden insanlar vardı; Kürtler, Türkler… Herkes bir şekilde sınıflara ayrılmıştı. Birinin kimliği, diğeriyle çatışıyordu. Yıllarca bu kimliklerin içinde kaybolmuş gibiydim. Ancak Robin, bu şablonun dışındaydı. O, benim gibi Kayseri’de doğmuştu ama onun bir kimliği var mıydı, yok muydu? Bunun cevabını bilmek istiyordum.

Robin, gülümsedi. “Evet, biraz Kürtçe biliyorum. Ama annem ve babam hiç öğrettiler,” dedi. Hemen ardından şunu ekledi: “Benim ailem Türk. Ama dedelerim Kürt’tü, biraz kültürü biliyorum. Hatta şarkılar da söylerim bazen, ama kendi dilim gibi hissetmiyorum.”

O an, bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim. Robin, kendini hiç kimseye ait hissetmeyen bir insan gibiydi. O gülümsemesinin arkasında, ne kadar farklı bir dünyada yaşadığını, kimlik konusunda ne kadar belirsiz olduğunu fark etmiştim. Ve işte, o zaman içimdeki bir şey kırıldı. Robin’in kimliği, bana tam olarak bir şey anlatıyordu: Ne de olsa, bazen ait olmayı hissetmek, kimliklerin birbirine karışması ve o karışımdan bir anlam çıkarmak da mümkündü.

Kimlik Arayışı: Birbirine Karışan Diller

Birçok akşam, Robin ve ben kampüsün kafelerinde oturup, saatlerce konuştuk. O sırada, her birimizin hayatındaki kimlik meselelerini keşfettiğimiz için aslında birbirimize çok yakınlaşmıştık. Robin, bana hiç bilmediğim bir şekilde Kürtçe şarkılar söylemeye başladı, ama o şarkılarda bir yabancılık vardı. Kürtçe, onun için o kadar doğal değildi. Bazen kelimeleri unutuyordu, bazen de kendini çok zor hissediyordu. Ama o an, şarkılar bir köprü gibiydi. O şarkılarla, kimliğinin bir parçasını buluyor, ama bir o kadar da kaybediyordu. Bir an şarkının bir kısmını ezberlemişti, sonrasında hemen geri düzeltti: “Yanlış söyledim, kusura bakma.” Ve o an, sanki bir şeylerin altını çizmiş oldum: Kimlik, sadece bir dil veya kültür değil, aynı zamanda o dilin içinde kaybolan bir duyguydu.

“Robin, Kürtçe, senin için gerçekten de o kadar uzak mı?” diye sordum bir gün, “Yoksa sen, her zaman bir şeylerin kaybolduğunu mu hissettin?” Robin, başını eğdi. “Bilmiyorum, belki de evet,” dedi, “Ama bazen kendimi her iki tarafta da yabancı gibi hissediyorum. Kürt değilim, Türk de değilim… Bir kenarda duruyorum.”

Bir an, içimde bir hüzün yankılandı. Ben de bu dünyada yerimi hep aradım. Kayseri’de büyümüş bir çocuk olarak, yerleşik bir kimlikten çok, bazen bir yabancı gibi hissediyordum. Robin de öyleydi. Onun için bir aidiyet bulmak, aslında her şeyden daha zordu. Kimlik, insanın içine yerleşen bir his olmalıydı, ama bazen bu his kayboluyordu, bir kaybolan dil gibi.

Robin Kürtçe Mi? Duygular Arasında Bir Cevap

O gün, Robin’e sorduğum “Robin Kürtçe mi?” sorusu, bana hiç beklemediğim bir şekilde bir kimlik yolculuğunun kapılarını açtı. Bu basit soru, bir insanın kimliğini keşfetmesi ve anlamlandırması için bir yoldu, ama aynı zamanda benim de içsel bir yolculuğa çıkmamı sağladı. Kimlik, bazen sadece bir dil ya da kültürle sınırlı değildir. İnsanlar, bazen bir dilin kaybolmuş parçalarını içinde barındırır, bazen o dilin kendisi bile bir yabancı gibi gelir.

O gün, Robin’in yanına oturup onunla çok daha fazla şey konuştuk. Birbirimize ait olmanın, kimlikler arasında kaybolmanın, kendimizi tam olarak bir yere ait hissedememenin ne kadar zor olduğunu düşündük. Ama bir şey öğrendim: Kimlik, bazen dilin ötesine geçer. Robin, Kürtçe’yi ne kadar bilirse bilsin, bir yanda da Türkçe’nin melodisini, Kayseri’nin havasını hep içinde taşıyordu.

Bana kalırsa, kimlik, bir dil kadar derin bir şeydir ama aynı zamanda bir dilin kaybolması, insanı yine de bir yere bağlayabilir. Robin’in hikayesi, kendi kimliğimi sorgulamama, farklılıklarımı kabul etmeme ve bazen kendimi ait hissetmeyen bir dünyada, kendimi daha iyi tanımama sebep oldu.

Robin Kürtçe mi? sorusunun cevabını aldım, ama asıl soruyu kendime sormam gerektiğini fark ettim: Kimlik, sadece bir dilin içinde mi var, yoksa insanların ruhunda daha derin, daha karmaşık bir yerlerde mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet